top of page

Bir Prāṇāyāma İnzivasının Ardından...

Aslında bu yazının başlığı bir "Bir Prāṇāyāma Uzmanlaşma Programının Ardından" olmalıydı. Ancak her eğitim gibi giderek yükselen odak inziva ile birlikte zirve olarak adlandırılabilecek bir noktaya ulaştı. Mayıs ayında başlayan ve Temmuz' a kadar süren bir dizi teorik ve pratik çalışma geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Fiziksel ve zihinsel olarak oldukça yoğun geçen bir dönemin tam da ortalarında diyebileceğimiz bir zaman diliminde böyle bir çalışma içinde olmak, daha doğrusu olmaya çalışmak kişisel gözlem için pek çok imkan yarattı. Bu yazıda biraz bu gözlemlere yer verilmeye çalışılacak.


Çoğu zaman Yoga derslerinde nefes çalışması olarak adlandırıp geçtiğimiz Prāṇā merkezli çalışmalar aslında bedendeki yaşam enerjisinin kontrolünü, depolanmasını, doğru kullanılmasını, genişletilmesini ifade ediyor. Bedene yaşam veren tüm unsurlar; alınan nefes, besinler, güneş ışığı, su gibi tüm kaynaklar fiziksel bedenin ve dolayısıyla zihnin sağlıklı ve dengeli bir biçimde devam edebilmesi adına kritik öneme sahip. Peki bizler günlük yaşantılarımızda bedendeki yaşamın ne kadar farkındayız? Yaşamı destekleyecek eylemler, söylemler ve düşünceler içinde miyiz yoksa bu dengeyi bozabilecek adımlar atıyor muyuz?


Bu noktada bakış açısı önem kazanmaya başlıyor. Herhangi bir eylemi nasıl bir zihinsel hal içinde icra ediyoruz? Ardında yatan nedir? Arzu, hırs, öfke, kıskançlık, kendini kanıtlama güdüsü, hiçbir zaman doymayacak ve tatmin olmayan, tam tersine daha da ötesini, fazlasını talep eden ayrıksı benliği beslemeye çalışma çabası? Tüm bunların yarattığı dalgalanma ve salınımlar zihinlerimizi içinden çıkamadığımız bir savaş alanı haline getiriyor. Tüm bu çatışmaların sonucu ne oluyor diye düşündüğümüzde kendimize ve dünyaya 'tarafsız' bir gözle bakabilmek yanıtı alabilmek için yeterli.


Peki tüm bunların Prāṇāyāma çalışmalarıyla ne ilgisi var? Zihinsel faaliyet, bedendeki yaşamı tüketen bir önemli bir kaynak. Her ne yapıyor olursak olalım yaklaşım biçimimiz yaşamı, canı nasıl 'kullandığımızı' da belirliyor. Zihinsel denge, huzur, ahenk evrenle kurduğumuz ilişkiyi de belirliyor. Buradan, yaşam enerjisini destekleyen düşünceler, sözler ve eylemlerin zihinsel huzur ve barışı da desteklediği sonucuna varabiliriz. Öyleyse bir yaşam biçimi olarak Prāṇā kontrolü yaşamı da dolu dolu yaşamaya destek oluyor diyebiliriz. Kaldı ki, bunu zaten deneyimlerle net bir biçimde görebiliyoruz. Öğretmenlerin ve metinlerin aktardıklarının yaşamdaki karşılığı her zaman gözümüzün önünde, yeter ki buna açık olabilelim.


Mayıs ayında başlayan ve tam adıyla "60 Saat İleri Seviye Prāṇāyāma, Mudra, Bandha Uzmanlaşma Programı" olan bu programın aslında bir de öncül çalışması 2024'ün son aylarında başlamıştı. O programın son uygulama derslerinde -ki kendi adıma zihinsel dalgalanmaların' ve çeşitli kaygıların çok şiddetli olduğu bir dönemde odaklanma düzeyi çok çok düşük olan, aşırı dağınık birkaç çalışma deneyimlemiştim. Zihnin ilk tepkisi kendini suçlamak olmuştu, sonra biraz daha sakinleşince bunun aslında bir tam da nokta atışı bir farkındalık çalışması olabileceğini kavrama imkanı doğdu. Evet, yeni ya da hiçbirimizin bilmediği bir tespit değil belki ama farkına varılması ve dile getirilmesi önemli: Eylemleri gözlemleyerek zihnin ne durumda olduğunu ayırt edebilmek mümkün! Öyleyse birbiriyle bu kadar girift ilişki içinde olan beden ve zihin dengesi için atılabilecek adımlar da seçilebilir. İnsanın muhakeme yeteneğinin getirdiği muazzam bir keşif!


İnzivada neler deneyimlendi? Özellikle son haftalarda yaşamın çeşitli 'cephelerinde' aktif olmaya çalışmanın getirdiği zorluklar giderken bir kaygı bulutu olarak kendini gösteriyordu. Her ne kadar aslında araç olduğunu bildiğimiz, kendi başına amaç olmayan ama yine de yaşama dair net bir turnusol kağıdı olan 'pratik yapma' niteliğinin ve niceliğinin düşüşü bu kaygının temel nedeniydi. İlk gün çok dağınıktı yine her şey; dalgalanan zihin, gelen giden düşüneler ve düşük odaklanma. Keskin bir soru içeride; artık bitti mi, hep böyle mi olacak? Biraz orada kalmayla birlikte özellikle öğretmenin ve yol arkadaşlarının desteğiyle bir dönüşüm yaşandı. Evet, zihin yine 'şimdi ve burada' olabiliyordu. Hatırlatıcı oldu bu dönüşüm. Adına hakikat de dediğimiz değişmez olan her zaman orada, bizler bunun üzerine eklediklerimizle kaçınılmaz olarak kendimizi karanlığa ve acılara itiyoruz. Kendimiz olmayan biri olmaya çalışıyoruz. Saatler boyu yapılan prāṇāyāma ve meditasyon uygulamalarının etkisini görebilmeye şükürler olsun. Şimdi ne olacak? İnzivanın o ' günlük zorlanmalarının olmadığı' tatlı rahatlığının ardından sıra yaşamın içinde de aynı bakış açısını koruyabilmeye geldi. Dilerim mümkün olabilsin!

Aracı olan herkese ve her şeye teşekkürler...


Aşağıdaki kareler hatırlatmaya aracı olabilsin..


Sıkışmışlık ve genişliğin birlikte deneyimlendiği anlardan
Sıkışmışlık ve genişliğin birlikte deneyimlendiği anlardan

Bedeni hazırlamaya yönelik çalışma anlarından
Bedeni hazırlamaya yönelik çalışma anlarından
Bedeni, nefesi ve zihni dengelemeye çalışılan anlardan
Bedeni, nefesi ve zihni dengelemeye çalışılan anlardan

Birbirimize destek olduğumuz güzel yol arkadaşlarımız
Birbirimize destek olduğumuz güzel yol arkadaşlarımız


Şükür anlarından
Şükür anlarından

Şükür anlarından
Şükür anlarından

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Yeni bir başlangıç

Bir süredir düşünce olarak bekleyen ve eyleme geçmek için biraz tedirgin olduğum bu alanın 'sanki artık zamanı geldi' diyerek tohumları...

 
 
 

Yorumlar


bottom of page